16 Temmuz 2020 Perşembe

Nu_Be - Mercury [80Hg] parfüm yorumu

Nu_Be - Mercury [80Hg]



Hem nişfanatiklerine hem de dizaynercilere belki basit, hatta garip gelecek ama ben parfümleri kabaca, çok basit bir şekilde  iki ana gruba ayırıyorum: Hacı-kokusu-vâri ve freş tipi.
 İnsanlarımız  freş tipi kokuları genelde beğenmesine rağmen yine de çoğumuz burun kıvırarak "Yahu..bu da çok bilindik"  deyip freş, özellikle mavi sucul parfümleri aşağılama eğilimine giriştiğine çoğu kez tanık olmuşumdur. 
Freş dışında farklı alternatifler arayanlarsa, çoğu kez Hacı-kokusu tabir edilen kategoriyle eninde sonunda mutlaka tanışıyor. 
Hatta arayış içinde olan yurdumun güzel insanı, Hacı-kokusu-vâri niş/indie/artizan-parfümler için binlerce TL bayıldıktan sonra, bu arayışı Cuma namazı sonrası yerli Hacı kokuları satın alarak daha ekonomik şekilde çözebildiğini fark ettiğinde çoktan maddi hasara uğramış oluyor. 
Bugün sizi freş olup, bilindik olmayan, Hacı kokularını da andırmayan İtalyan nişparfümevi "Nu_Be"nin 2013'te çıkardığı "Mercury'siyle [80Hg]" tanıştıracağım. 
Parfümün içeriğine girmeden önce, ambalajıyla ilgili birkaç söz sarf etmeden devam etmek, bu ambalajın dizaynına emek veren inovatif  beyinlere haksızlık etmiş olurum. 
Elimde bilimsel bir veri olmasa da sezgisel olarak piyasada satın alınabilen parfümlerin ambalajlarının %99'u karton olduğunu iddia etmem herhalde çok yanlış olmazdı.  
Mercury'nin ambalajıysa strafordan ve bu straforu aşarak parfüm şişesine ulaşmak kendi başına bir muamma. Mercury'nin bu strafor ambalajını elime aldığımda gösterdiğim tepki, bir zaman makinesine oturtulup bizim çağımıza ulaşan  bir Neanderthaler'in eline ilk defa bir akıllı telefon aldığında gösterdiği tepkiyle aynıydı. 
Tanrı'ya şükür ki ambalajın üzerindeki "döndürerek aç" sembolü bu muammaya çözmemde kurtarıcı rehber mertebesindeydi. 
Yani uzun lafın kısası: Strafor ambalaja zarar vermeden parfüm şişesine ulaşmam mümkün değildi. 

Mâlum, 80Hg aslında cıvadır; ve "Ey parfümör, bana cıvayı andıran bir koku yap" dendiğinde; bunu başaracak en uç parfümörlerden bir de ancak Antoine Lie olurdu. 
Peki bunu Antoine Lie nasıl başardı? Parfümün içeriğine baktığımızda şu içerikleri görüyoruz:  Limon, mandalina, aldehit, ravent, frenk üzümü, sardunya, menekşe, sedir, silhat (paçuli), sandal ağacı ve tolsu balsamı. Zehirli cıvayı andıran bir parfümün biraz da itici bir tarafı olması zannedersem normaldir; ve bu parfüm freş olmasına rağmen hafif itici öğeler barındırması aynı zamanda bu parfümü bilindik freş kulvarın dışına taşımaktadır. İşte özgünlüğü ve başarısı tam da bu noktadadır; freş parfüm istiyorum ama bilindik olmasın diyenlere "Al-sana-bilinmedik-freş-bir-parfüm"-tokadı. Parfümün yukarıdaki içeriğini dikkatli okuyanlar, freş bileşenlerin büyük bir olasılıkla limondan, mandalinadan kaynaklandığını  hemen tahmin etmişlerdir. Peki itici olmasına rağmen kullanılabilirliğini sağlayan etmenler hangisidir? Geriye kalan aldehit, ravent, frenk üzümü, sardunya, menekşe, sedir, silhat (paçuli), sandal ağacı ve tolsu balsam arasında en bâriz bir şekilde sırıtan "aldehit"tir; işte bu kimyasal da parfümümüze o itici kokuyu veriyor; bu itici koku da "kandır". Antoine Lie'yi zaten İtalyan markası "Blood Concept" ve  Fransız parfümevi Etat Libre d'Orange için yaptığı Secretions Magnifiques'ten tanımaktayız.Her iki parfümü de fazla itici bulanlar için Nu_be'nin "Mercury"si tam da aradıkları bir parfüm olacaktır. Sıradışı olmasına rağmen kullanılması mümkün bir parfüm arayanlar için bu parfümü kesinlikle öneririm; şu yöntemi uygulamak şartıyla: Yakın çevrenizdeki dostlarınıza "kan" kokusu tüyosunu vermeyin; çünkü bu sırrı ifşâ ederseniz; "Yahu.. bu parfüm de o kan kokulu parfüm değil mi?" sorusuyla sürekli olarak karşılaşırsınız. Aman dikkat! :-)